Benim de bünyemde kudreti küçük dili yutturacak bir sadist yatmıyor değil. Getirin bana Ş.K.'yi neler yapabiliyorum seyreyleyin.
Hanimiş:
04 Kasım 2009 Çarşamba
12 Ekim 2009 Pazartesi
Uyusun da büyüsün
1- Popüler olana iğrilti duymak gibi şartlı reflekslerim var.
2- 'Let Right One In' ve 'Fright Night'ı ayrı tutarak vampir hikayelerinden oldum olası pek hazetmem.
3- "İrem, çook romantiiik!" lansmanlarından olsa gerek kitap da film de kendisinden itti beni başından beri.
Ama işte kaderin cilvesi de burada devreye giriyor. Kafamı ivedi olarak dağıtacak her türlü şeye aşerdiğim o gün, gözüme öyle masum göründü ki üzerinde 'Twilight(Alacakaranlık)' yazan o cd. 'Eh, başa gelen çekilir!' edasıyla filmi koydum, bastım 'play'e.
Film teenage'ler için biçilmiş kaftan! Lakin yaklaşık 1 saat 45 dk. boyunca işkence çekmememe Edward Cullen(yakışıklı vampirimiz) rolündeki oyunculuğuyla ilgimi çekmeyi başaran, adının Robert Pattinson olduğunu öğrendiğim bebe neden olmuştur efenim.
Google'dan seceresini döktüm ilerleyen günlerde.. 'Little Ashes' ve 'Harry Potter and the Order of the Phoenix' filmlerindeki gelecek vadeden oyunculuğu, biyografi ve söyleşileri derken artık inceden takibim altında olacak bir aktör Rob bebe. Yaşına nazaran oldukça ağır ve farklı bir aurası var. Şahsına yapılan 'yakışıklı' benzetmesi de, film ve kitapta geçen 'Bakmaya doyamayacak derecede güzel olan vampir Edward Cullen' tanımından etkilenerek geldiği pek aşikar.
Çirkin adam sempatizanı bir dişi olarak, "Tamamdır!" diyorum. Yamuk gülüşünün, bonusu olduğunu da belirteyim.
Tüm aurası bir yana dursun, Twilight'da duyulan 'Let Me Sign' ve 'Never Think' isimli soundtrack'lere söz yazarlığı yapmış, harika sesiyle vokal olmuş ve şaşkınlığıma tavan yaptırmıştır!
Büyüsün de büyük adam olsun!
Hanimiş Robert Pattinson:
Hanimiş Robert Pattinson 2:
Hanimiş Edward Cullen:
Hanimiş Little Ashes:
2- 'Let Right One In' ve 'Fright Night'ı ayrı tutarak vampir hikayelerinden oldum olası pek hazetmem.
3- "İrem, çook romantiiik!" lansmanlarından olsa gerek kitap da film de kendisinden itti beni başından beri.
Ama işte kaderin cilvesi de burada devreye giriyor. Kafamı ivedi olarak dağıtacak her türlü şeye aşerdiğim o gün, gözüme öyle masum göründü ki üzerinde 'Twilight(Alacakaranlık)' yazan o cd. 'Eh, başa gelen çekilir!' edasıyla filmi koydum, bastım 'play'e.
Film teenage'ler için biçilmiş kaftan! Lakin yaklaşık 1 saat 45 dk. boyunca işkence çekmememe Edward Cullen(yakışıklı vampirimiz) rolündeki oyunculuğuyla ilgimi çekmeyi başaran, adının Robert Pattinson olduğunu öğrendiğim bebe neden olmuştur efenim.
Google'dan seceresini döktüm ilerleyen günlerde.. 'Little Ashes' ve 'Harry Potter and the Order of the Phoenix' filmlerindeki gelecek vadeden oyunculuğu, biyografi ve söyleşileri derken artık inceden takibim altında olacak bir aktör Rob bebe. Yaşına nazaran oldukça ağır ve farklı bir aurası var. Şahsına yapılan 'yakışıklı' benzetmesi de, film ve kitapta geçen 'Bakmaya doyamayacak derecede güzel olan vampir Edward Cullen' tanımından etkilenerek geldiği pek aşikar.
Çirkin adam sempatizanı bir dişi olarak, "Tamamdır!" diyorum. Yamuk gülüşünün, bonusu olduğunu da belirteyim.
Tüm aurası bir yana dursun, Twilight'da duyulan 'Let Me Sign' ve 'Never Think' isimli soundtrack'lere söz yazarlığı yapmış, harika sesiyle vokal olmuş ve şaşkınlığıma tavan yaptırmıştır!
Büyüsün de büyük adam olsun!
Hanimiş Robert Pattinson:
Hanimiş Robert Pattinson 2:
Hanimiş Edward Cullen:
Hanimiş Little Ashes:
Etiketler:
alacakaranlık,
edward cullen,
robert pattinson,
twilight
10 Ekim 2009 Cumartesi
Gizli propaganda?
Dün akşam film eşiğimi aştığımı düşünerek yatmaya niyetlenmiştim ki, kardeşimin "Şu filmi baksana!" çığırışıyla ekranın başına tekrar geçtim.
Film adı: Inside Ring (Le Premier cercle)
Sempatizanı olduğum Jean Reno da başrolde. Film kapağından anladığım üzere bu tipik bir aksiyon filmi.
Neyse efendim, filmin hemen ilk karesinde, siyah beyaz sözde Türk askerler ve Ermeni insanların göç eden görüntüleri üzerinde şu satırlar;
'1915 Şubat'ında Türk ordusu, Ermeni insanlar üzerinde sıkı önlemler almaya başladı. Bir süre sonra, bu soykırımdan kurtulan binlerce kişi, Fransa'ya geldi. Hayatta kalmak ve bütünleşmek için.. çoğu Ermeni, sıkı çalışmayı ve fedakarlıgı seçti. Bazıları seçmedi. Malakian kabilesi onlardan biriydi.'
İzlemeye en fazla 10 dk. dayanabildim doğrusu. Zira film, siyah beyaz görüntülerden hemen sonraki dakikalarda seyirciye ne verip veremeyeceğini daha o dakikada belli ediyor; hala tipik/ucuz bir aksiyon filmi!
Bugün kardeşimden aldığım izlenime göre de filmin devamında, Malakianlardan olan Jean Reno büyük bir soyguncu ve oğluyla kolay yoldan para kazanmanın derdinde olan bir adam. Çocuk, bu işlere bulaşmak istemeyen bir tip filan.. lüks arabalar, kovalamacalar..
'Film bahane, mesaj şahane!' sözün özü!
Baştan sona Türk ordusunun, Ermenilere yaptığı sözde soykırım üzerine bir film yapılaydı da oturup izleseydik biz de paşa paşa.
Verilen mesaja katılmasak da, harcanan emeğe saygı duyardık baştan sona.
Filmi merak edip de para da verirsiniz siz şimdi. Vallahi yapmayın!
Hanimiş:
Film adı: Inside Ring (Le Premier cercle)
Sempatizanı olduğum Jean Reno da başrolde. Film kapağından anladığım üzere bu tipik bir aksiyon filmi.
Neyse efendim, filmin hemen ilk karesinde, siyah beyaz sözde Türk askerler ve Ermeni insanların göç eden görüntüleri üzerinde şu satırlar;
'1915 Şubat'ında Türk ordusu, Ermeni insanlar üzerinde sıkı önlemler almaya başladı. Bir süre sonra, bu soykırımdan kurtulan binlerce kişi, Fransa'ya geldi. Hayatta kalmak ve bütünleşmek için.. çoğu Ermeni, sıkı çalışmayı ve fedakarlıgı seçti. Bazıları seçmedi. Malakian kabilesi onlardan biriydi.'
İzlemeye en fazla 10 dk. dayanabildim doğrusu. Zira film, siyah beyaz görüntülerden hemen sonraki dakikalarda seyirciye ne verip veremeyeceğini daha o dakikada belli ediyor; hala tipik/ucuz bir aksiyon filmi!
Bugün kardeşimden aldığım izlenime göre de filmin devamında, Malakianlardan olan Jean Reno büyük bir soyguncu ve oğluyla kolay yoldan para kazanmanın derdinde olan bir adam. Çocuk, bu işlere bulaşmak istemeyen bir tip filan.. lüks arabalar, kovalamacalar..
'Film bahane, mesaj şahane!' sözün özü!
Baştan sona Türk ordusunun, Ermenilere yaptığı sözde soykırım üzerine bir film yapılaydı da oturup izleseydik biz de paşa paşa.
Verilen mesaja katılmasak da, harcanan emeğe saygı duyardık baştan sona.
Filmi merak edip de para da verirsiniz siz şimdi. Vallahi yapmayın!
Hanimiş:
Etiketler:
ermeni soykırımı,
Inside Ring,
jean reno,
Le Premier cercle,
propaganda
09 Ekim 2009 Cuma
idrâk-ı dakîk
Haberi okuyunca hemen 14.30'da ne yaptığımı düşünmeye başladım. Durumun ironikliğine bakınız ki, ben de o saatlerde yeni bir yaşam alanı arıyordum kendime.
Hanimiş:
Hanimiş:
08 Ekim 2009 Perşembe
Ağlasam mı, gülsem mi!
Evet, yine müstesna yurdumdan akıllara pelesenk olacak müstesna bir haber daha..
Hanimiş:
Bahsi geçen K.Y.'nin 61 yaşında böylesine bir fanzetiye kalkışmış olmasına mı yoksa makata kaçan şişeyle yakalandıktan sonraki acınası 'intihar' itirafına mı şaşırayım bilemedim.
Memleketlim olmasını da ayrıca üzülerek belirtmeliyim!
Hanimiş:
Bahsi geçen K.Y.'nin 61 yaşında böylesine bir fanzetiye kalkışmış olmasına mı yoksa makata kaçan şişeyle yakalandıktan sonraki acınası 'intihar' itirafına mı şaşırayım bilemedim.
Memleketlim olmasını da ayrıca üzülerek belirtmeliyim!
05 Ekim 2009 Pazartesi
İktidar çalışıyor!
İktidar yasaklamaya ne denli doymuyor, sınır tanımıyorsa bizler de akıl almaz sessizliğimizi sürdürerek 'yasaklanmaya' bir o kadar doymuyoruz.
'Değişim'in bir anda geleceğini düşünmek fazla optimist olmaya delalet. İktidarın yavaştan ve sinsice yaptığı tüm bu eylemler, çocukluğumdaki şu repliği hatırlatıyor her seferinde; "Korkma, bir sinek ısırığı kadar hafif geçecek."
Hanimiş:
'Değişim'in bir anda geleceğini düşünmek fazla optimist olmaya delalet. İktidarın yavaştan ve sinsice yaptığı tüm bu eylemler, çocukluğumdaki şu repliği hatırlatıyor her seferinde; "Korkma, bir sinek ısırığı kadar hafif geçecek."
Hanimiş:
01 Ekim 2009 Perşembe
Uzaylıların gökten yere inmesini bekleyenler için
Tanju Babacan isimli bir 'moda tasarımcımız' arz-ı endam etmekteymiş bir süredir moda ve magazin camiasında, ne hoş. Dün gece Saba Tümer'in programında kendisini tanıma şerefine nail oldum ilk defa. Nasıl desem; hadsizliğin ve şuursuzluğun bünye içinde bu denli vuku bulabileceğine 15 dk süresince, tam anlamıyla 'ağzı açık kalmak' deyimini yerine getirerek şahit oldum. Bulunduğum konum itibariyle internet ve telefon erişimine sahip olamadığımdan, kendisine ulaşamadım.
Bundan böyle tek arzum, kendisiyle ivedi olarak karşılaşmak/tanışmak ve ona şu soruyu yöneltmek; "Hangi gezegendensin kuzum sen!?"
Bundan böyle tek arzum, kendisiyle ivedi olarak karşılaşmak/tanışmak ve ona şu soruyu yöneltmek; "Hangi gezegendensin kuzum sen!?"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
